Burgazada
Pazartesi, 19 Eylül 2011 18:04

Hüseyin Kaptan

6-7 Eylül savunmasını düzenleyen Burgazadalılardan.
Pazartesi, 19 Eylül 2011 17:54

Gazi Topal Yanko Mataka

Bir bacağını Çanakkale'de bırakan Gazi Topal Yanko'nun, iskelenin tam karşısındaki ahşap evin altında; derme çatma, tezgâhları dışarı taşmış bir dükkânı vardı. Tekel maddesinden kuruyemişe, oyuncaktan kırtasiye ve tuhafiyeye her şeyi satardı. En önemli müşterisi çocuklardı. Yanko Mataka arada sırada müşterilerine bir şeyler göstermek için ayağa kalktığında takma bacağı metalik seslerle gıcırdardı.
Pazartesi, 19 Eylül 2011 17:59

Horoz Reis Berç Yetvart Akdeniz

Adalılar sedyedeki yaşlı adamı elbirliğiyle Horoz Reis'in teknesine yerleştirdi. Kartal'a dümen tutan tekne Büyükada'dan açıldıkça lodos deli gibi bindirdi. Horoz Reis, karanlıkta görünmeyen dalgaları hissediyor, tekneyi onların suyuna göre yönetiyordu. Kartal'ın karanlığın içinde göz kırpan ışıkları yaklaştıkça dalgalar büyüdü. Dümeni tutmak bile zordu ama Horoz Reis, güçlü kasları ve bilgisiyle baş etti. Hasta karaya çıkarılırken Horoz Reis refakatçisinin kulağına eğildi, "Arabaya verecek paran var mı" diye sordu. Olmadığını bakışlarından anladı, bir miktar parayı onun cebine sokuşturdu... Balıkçı Artin ve eşi Uskuhi'nin 1926 yılında doğan ve baba mesleğini seçen iki metreye yakın boyda, yüz yirmi kiloluk sarışın, çakır gözlü oğlu Berç Yetvart Akdeniz, kimilerine göre adaların Hızır'ı kimilerine göre de Poseidon'uydu. İyi yüreği, güçlü kolları ve motoruyla inancına ya da ekonomik düzeyine bakmaksızın hasta olan herkesin imdadına koşardı. Sonbahar ve kışları ığrıp ağıyla balıkçılık yapar; ilkbahar ve yazları tayfalarıyla birlikte yazlıkçıların tekne bakımlarını üstlenirdi. Ünlü "Horoz" lakabını ise çocukluk yıllarında kazanmıştı. Yoksulluk ve yoksunluk yıllarında çok sevdiği tahtadan yapılmış yegane oyuncağı horozu kaybedince ardından aylarca ağlamış ve adı o günden itibaren "Horoz" olarak kalmıştı. Babasının ardından balıkçı reisi olunca da aynı lakapla anılmaya devam etti. Horoz Reis, 1978 yılında henüz 52 yaşındayken kalp krizi yüzünden hayata veda etti. Galatasaray'daki Üç Horon Ermeni kilisesindeki kalabalık törenin ardından pek çok teknenin katılımıyla kendiliğinden oluşan görülmemiş büyüklükteki bir deniz konvoyuyla Kınalıada'ya götürüldü ve defnedildi. Adı bugün hastaları ana karaya götürmekle yükümlü belediyeye ait cankurtaran motoru Horoz Reis'te yaşatılıyor.
Pazartesi, 19 Eylül 2011 21:06

Muvakkar Orhon

Burgazada'nın Alman Lisesi ve Mülkiye mezunu balıkçısı Muvakkar Orhon'un balkonundan çarşıya müthiş bir klarnet melodisi dağıldı. Akşamın alaca karanlığına bürünen balkonda Muvakkar rakı kadehi elinde sürekli konuğu ünlü cazcı Hrant Lusigyan'ı dinliyordu. Hrant solosunu bitirdi ve kendisine özgü votka kokteyliyle dudaklarını ıslattı. Muvakkar, Mülkiye'yi bitirdikten sonra vergi müfettişliği yapmaya başlamıştı. Bir vergi kaçakçılığı olayını ortaya çıkardığında, kaçakçı ona rüşvet teklif edince Muvakkar adamı bir güzel dövdü. Ancak olay bu kadarla kalmadı, kaçakçının tuttuğu adamlar da kısa süre sonra Muvakkar'ı öldüresiye dövdüler. Müfettişlik işinin kendisine göre olmadığını anlayan Muvakkar bir balıkçı motoru aldı ve Burgazada'ya yerleşip profesyonel balıkçılığa başladı. Muvakkar'ın yakın dostu Hrant Lusigyan ise Beyoğlu'ndaki Hacopulos Pasajı'nda ablasıyla birlikte kanaviçe dükkanı işletir, geceleri de dönemin seçkin kulüplerinde otellerinde; Park Otel'de, Hilton'da, Tokatlıyan'da ve Taksim'in ünlü bohem kulübü Fuaye'de caz orkestralarıyla klarnet ve saksafon çalardı. Swing çağının Türkiye'deki önemli caz yıldızlarından biriydi. 6-7 Eylül olaylarında Lusigyan ve ablasının dükkanı da yakıldı. Artık yalnızca müzikle geçinmek zorundaydı. Popüler müziğin hızla yükseldiği 60'lı yılların ortalarında caz müziği eskisi kadar para kazandırmıyordu. Geçinmekte zorlanan klarnet ve saksafon üstadı, Burgazada'ya yakın dostu Muvakkar'ın yanına sığındı. Uzun yıllar aynı evi paylaştılar. Muvakkar'ın ölümünden sonra ortada kalan Lusigyan, adadaki bir kulübeye yerleşti. 1988'in soğuk bir kış gününde onu ziyaret edip hasta olduğunu gören dostu Demirci Hayko'nun yardımıyla Surp Pırgiç huzurevine yatırıldı, 1993 Kasımı’nda 75 yaşında hayata veda etti.
Çarşamba, 14 Eylül 2011 13:04

Konstantinos Katakuzinos (Koço Kalfa)

Nikola Kalfa’nın oğlu, Yorgo Kalfa’nın torunu. Büyükada’da Sedat Hakkı Eldem (Rıza Derviş Evi), Abdurrahman Hancı, Asım Mutlu, İlya Ventura gibi mimarlarla çalıştı. Şakir Paşa’nın mezarını inşa etti.

... Koço Kalfa, duvar ustasının ördüğü taş duvarı, konağı çepeçevre dolanan iskelede son kez denetledi ve işi paydos etti. Yorgun adımlarla kahvehaneye doğru yöneldi. Kalfa arkadaşlarıyla birkaç el prafa oynadıktan sonra, birlikte Topal Yorgo'nun meyhanesine gittiler. Koço Kalfa havadan sudan bir sohbet eşliğinde iki tek attı ve veda edip çıktı. Yamalaki fırınının mis kokulu ekmeğini, az önce gazeteci bayan Hiristina Ksidas'tan aldığı akşamları yayınlanan Apoyevmatini gazetesine sardı ve evinin yolunu tuttu. Büyükadalı Konstantinos Katakuzinos ya da bilinen adıyla Koço Kalfa, adalardaki Rum inşaat kalfaları geleneğinin son temsilcilerindendi. Dedesi Yorgo Kalfa, babası Niko(laos) Kalfa'ydı. Onun bilgi birikimi ve emeğinin izleri pek çok yapıda hâlâ görülüyor. Abdurrahman Hancı, Asım Mutlu, Elio Ventura, Edmond Sarfati gibi pek çok ünlü mimarın kalfalığını yaptı. Oğlu Niko'ya göre Katakuzinos soyadı Bizans döneminden kalmaydı ve Trabzon'da yine inşaatçılıkla uğraşan asil bir aileden geliyorlardı. Büyükada'ya göç etmeleri ise sürgün yüzündendi...Koço Kalfa iki dünya savaşı gördü, pek çok badireden geçti. 1955'te 6-7 Eylül olayları sırasında evleri yağmalanıp harap edildi ancak komşuları ve dostları Salih Peker'in evinde saklandıkları için onlara bir şey olmadı. Kalfa, Yunanistan'a kaçıp gitmek bir yana, kalktı yepyeni bir ev inşa etti ailesine. Uzun yaşamı boyunca dostlarının kimi öldü, kimi Yunanistan'a göç etti; bir zamanlar 50 bin satan Apoyevmatini'nin tirajı 500'e düştü ama o adasını asla terk etmedi. Koço Kalfa 2008 yılında 103 yaşında vefat etti ve Büyükada'ya gömüldü.

Pazartesi, 19 Eylül 2011 21:56

Yorgi Sofyanos Efendi

Belediye Meclis Üyesidir.
Cumartesi, 17 Eylül 2011 00:27

Bakkal Orhan Tuncer

1930 yılında Burgazada'da doğan Orhan Tuncer 1950 yılında adada bir ekmekçi dükkanı açtı, sonra işi geliştirip bakkal dükkânına çevirdi. Büyük öykücü, yazar Sait Faik Abasıyanık ekmekçilik döneminden itibaren müşterisi ve dostuydu. Biri siyah, diğeri beyaz iki köpeğiyle dükkâna gelir alışveriş ederdi. Arada Orhan'la tavla oynar, balık tutarlardı. Balığa çıktıklarında kendilerine yetecek kadar tutmuşlarsa Sait Faik, "Yeter artık Orhan hadi dönelim" der, fazlasına karşı çıkardı. Sait Faik pek çok öyküsünde yer verdiği balıkçılığı ve balıkçıları çok severdi. Mutlu bir yüz ifadesiyle vapurdan indiği bir gün Orhan, "Hayırdır! Neden bu kadar sevinçlisin" diye sordu. Sait Faik, "Bugün yazarlar lokaline gittim, kapıcı beni içeri almadı: 'Balıkçılar giremez!' dedi" diye anlattı: "Ben de girmeyip gerisingeri döndüm"... Orhan bir gün gazetede Sait Faik'in, "Şimdi Sevişme Vakti" adlı şiir kitabının piyasaya çıktığını okudu. Dükkâna geldiğinde ona sitem etti: "Kitabın çıkmış. İnsan bir tane vermez mi?"... Sait Faik ona uzun uzun baktı, sonra 1 lira istedi. Parayı alınca sevinç içinde çocuk gibi koşarak gitti, elinde kitapla geri döndü, "Buyur" dedi. Bakkal Orhan yine sitem etti: "Sana hiç yakıştıramadım. Kitap böyle parayla mı verilir"... Sait Faik kitabın kapağını açtı, ön sayfasına "Sevgili Orhancığıma, dünyanın kitaba para veren ilk bakkalına" diye yazdı.
Pazartesi, 19 Eylül 2011 14:07

Fatin Rüştü Zorlu

Kızı Sevin'le arasında müthiş bir sevgi bağı olan diplomat Fatin Rüştü Zorlu 1954'te iktidardaki Demokrat Parti'nin Çanakkale Milletvekili olarak parlamentoya girdi, 1957-1960 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı yaptı. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından Yassıada'da yargılandı ve 16 Eylül 1961'de İmralı adasında idam edildi. İdamından hemen önce ailesine mektup yazdı: "Anneciğim, Emelciğim, Sevinciğim ve ağabeyciğim, Şimdi Cenab-ı Hak'ın huzuruna çıkıyorum. Sakinim. Huzur içindeyim. Benim için üzülmeyin. (...) Allah'ın takdiratı böyle imiş. Hizmet ettim ve şerefimi daima muhafaza ettim. (...) Hepinizi Allah'a emanet eder, tekrar üzülmemenizi ve hayatta berdevam olarak beni huzur içinde bırakmanızı rica ederim. Allah memleketi korusun."
Pazartesi, 19 Eylül 2011 21:32

Sevim Böke (İlbay)

Atatürk bir dönem yazlarını Florya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde geçirdi. 1920'lerin sonları ve 1930'larda, Savarona yatı öncesindeki Ertuğrul yatı veya Sakarya motoruyla Boğaziçi, Haliç ve Adalar'da geziye çıkar, dostlarını ziyaret ederdi. Deniz gezilerindeki önemli ve sıkça uğrayıp dinlendiği duraklarından biri yazları Büyükada'da oturan çocukluk arkadaşı mühendis ve milletvekili Asaf İlbay'ın yalısıydı. İlbay Atatürk'ün teknesinin rahatça yanaşabilmesi için yalının önüne bir rıhtım yaptırmıştı.Atatürk ziyaretlerinde kimseye yük olmak istemez; aşçısını, garsonlarını, meze ve içeceklerini beraberinde getirirdi. Evin geniş terasındaki masalarda yemek ve sohbet gece boyu sürerdi. Asaf İlbay'ın beş yaşındaki kızı Sevim (Böke), Atatürk'e bayılırdı. O gelir gelmez kucağına tırmanır hemen tespihiyle oynamaya başlardı. Tespihi alıp kolye gibi boynuna takar, Atatürk onu sevgiyle izlerdi. Atatürk onunla çocuğuymuşçasına ilgilendi. Yazlarını Büyükada’da geçirmeye bugün de devam eden Sevim Böke, Atatürk'ün kendisine çarliston dansı öğrettiğini, briç dersleri aldırdığını anımsıyor. Asaf İlbay sonradan "Atatürk’ün Hususi Hayatı" adlı pek çok anekdota yer veren bir kitap yazdı.
Cumartesi, 17 Eylül 2011 00:26

Bakkal Lefter

Bakkal Lefter başlangıçta Büyükada'nın Nizam semtinde mahalle bakkalıydı ancak sonradan çarşıya gelip yeni bir dükkân açtı. Bir dönem muhtarlık da yapan Lefter'in eşi Yunan vatandaşıydı ve Yani isimli bir oğlu vardı. Lefter çok iyi, dürüst ve sevilen bir esnaftı. Ancak bu özelliği 6-7 Eylül 1955'teki resmi provokasyonun ardından gelen yağma ve yıkımda ona hiç ayrıcalık sağlamadı. Büyükada'ya gelen yağmacılar adadaki yandaşlarıyla birlikte Müslüman olmayanların önceden işaretlenmiş işyerlerini ve evlerini yakıp yıkıp yağmaladılar. Tabii Lefter'in mütevazı bakkal dükkânını da... Olayın ertesi günü Büyükada Karakolu’ndan polis H. zarar ziyan tespiti yapıyordu. Dört duvarından başka bir şeyi kalmamış bakkal Lefter'in karşı sırasındaki bakkal Fahri Tanrıverdi'nin dükkânına gitti. Bakkalın oğlu Ahmet de dükkândaydı. Polis H. Ahmet'e, "Gidip bakkal Lefter'e söyle, zarar ziyanı neyse bildirsin!" dedi. Bakkal Fahri hemen atılıp, "Sen gidip söylesene, neden çocuğu gönderiyorsun!" diye azarladı polisi. Polis H. gidip söyleyemiyordu, çünkü önceki gece farklı dinden olanların dükkân ve evlerini yağmacılara gösterenler arasında onun da olduğu iddia ediliyordu. Durumu Bakkal Fahri de, Ahmet de biliyordu. Polis başka çare bulamayınca Lefter'in dükkânına bizzat gitmek zorunda kaldı, "Zarar ziyanın neyse bildir!" dedi. Lefter elleriyle bomboş duvarları gösterdi, "Ne bildireyim, dört tane duvar kaldı bilmiyor musun!" diye söylendi. Polisin yağmacılarla ilişkisini o da biliyordu. 1964 yılında Yunan vatandaşı olan İstanbulluların sınır dışı edilmesine karar verildiğinde Lefter'in eşi de gitmek zorunda kaldı. Lefter ve oğlu Yani de ona katıldı, Yunanistan'a göç ettiler.
Sayfa 1 / 6
Buradasınız: Home Adalar Burgazada Etikete göre gösterilenler Adalar'da İz Bırakanlar