Büyükada
Cumartesi, 17 Eylül 2011 00:26

Bakkal Lefter

Bakkal Lefter başlangıçta Büyükada'nın Nizam semtinde mahalle bakkalıydı ancak sonradan çarşıya gelip yeni bir dükkân açtı. Bir dönem muhtarlık da yapan Lefter'in eşi Yunan vatandaşıydı ve Yani isimli bir oğlu vardı. Lefter çok iyi, dürüst ve sevilen bir esnaftı. Ancak bu özelliği 6-7 Eylül 1955'teki resmi provokasyonun ardından gelen yağma ve yıkımda ona hiç ayrıcalık sağlamadı. Büyükada'ya gelen yağmacılar adadaki yandaşlarıyla birlikte Müslüman olmayanların önceden işaretlenmiş işyerlerini ve evlerini yakıp yıkıp yağmaladılar. Tabii Lefter'in mütevazı bakkal dükkânını da... Olayın ertesi günü Büyükada Karakolu’ndan polis H. zarar ziyan tespiti yapıyordu. Dört duvarından başka bir şeyi kalmamış bakkal Lefter'in karşı sırasındaki bakkal Fahri Tanrıverdi'nin dükkânına gitti. Bakkalın oğlu Ahmet de dükkândaydı. Polis H. Ahmet'e, "Gidip bakkal Lefter'e söyle, zarar ziyanı neyse bildirsin!" dedi. Bakkal Fahri hemen atılıp, "Sen gidip söylesene, neden çocuğu gönderiyorsun!" diye azarladı polisi. Polis H. gidip söyleyemiyordu, çünkü önceki gece farklı dinden olanların dükkân ve evlerini yağmacılara gösterenler arasında onun da olduğu iddia ediliyordu. Durumu Bakkal Fahri de, Ahmet de biliyordu. Polis başka çare bulamayınca Lefter'in dükkânına bizzat gitmek zorunda kaldı, "Zarar ziyanın neyse bildir!" dedi. Lefter elleriyle bomboş duvarları gösterdi, "Ne bildireyim, dört tane duvar kaldı bilmiyor musun!" diye söylendi. Polisin yağmacılarla ilişkisini o da biliyordu. 1964 yılında Yunan vatandaşı olan İstanbulluların sınır dışı edilmesine karar verildiğinde Lefter'in eşi de gitmek zorunda kaldı. Lefter ve oğlu Yani de ona katıldı, Yunanistan'a göç ettiler.
Cuma, 22 Nisan 2011 09:18

Niko Mundi

Niko Mundi, Büyükada'da önce çalışanı, ardından ortağı olduğu Hanımeli Pastanesi'ni devralarak sürdürdüğü mesleğini daha sonra bugünkü Dolçi Pastanesi'nin yerinde açtığı Büyükada Pastanesi'yle daha da geliştirdi. Niko usta, pastacılıktaki becerisi kadar iyi yürekliliği ve yardımseverliğiyle de nam salmıştı. Her din ve kökenden adalıyla son derece dostane ve yakın ilişki içindeydi.

Öyle ki, Müslüman komşularından birinde bir cenaze olduğunda, onlara haber bile vermeden lokmasını hemen o kaynatır ve evlerine bizzat götürürdü. Pastacılıkta yalnızca ustalığıyla değil, yaratıcılığıyla da çığır açtı. Birbirinden farklı lezzetlerdeki meyveli kurabiyelerinin tadına doyum olmazdı. Ticari olarak hiç yapmadı ama dostları hazırladığı mezelerin de benzersiz olduğunu söyler. Onun rakı sofrasına konuk olmak özel bir deneyimdi. Eski patronu, tanınmış pastacı Madam Ortans'ın yeğeni Vartova ile evlendi. Hiç çocukları olmadı. Bu yüzden kendisiyle çalışan ve sanatını esirgemeksizin öğrettiği Hüseyin Karayaprak'ı oğlu gibi sevdi. Mundi Atina'ya göç ettikten sonra, çarşı içine taşınan Büyükada Pastanesi'nde onun zanaatını ve lezzetini Hüseyin Karayaprak devam ettirdi.

Büyükada'da hâlâ evi olan Niko Mundi, yazları hep memleketine döndü. Ta ki, ağır bir kalp ameliyatı geçirinceye değin. Ameliyattan sonra yatağa bağlı kaldı. Yetiştirdiği Hüseyin Karayaprak, ameliyat öncesi ve sonrasında bir ay boyunca Atina'da başucunda bekledi. Hüseyin Karayaprak'ın Büyükada Pastanesi bugün hâlâ aynı lezzeti yaşatıyor. O ve çalışanları herhangi bir mesleki sorun yaşadıklarında derhal telefona sarılıp Atina'daki ustaları Niko Mundi'yi aradılar... Ağustos 2014'de vefat etti, Büyükada'da gömüldü.

Kategori Adalılar
Pazartesi, 30 Mayıs 2011 09:49

Prof. Dr. Akil Muhtar Özden

Büyükada'dan Yunanistan'a göç etmiş Rumlardan bir gurup, 1998 yazında adayı ziyarete gelmişti. Onları karşılayıp yardımcı olan adalılar arasında Baki Nedim Baltacı da vardı. Gelen gruptaki hayli yaşlı bir eski adalı "Akil Muhtar Bey vefat edeli çok oldu ama onun akrabalarından kimse var mı" diye sordu. Yanındakiler Akil Muhtar'ın uzaktan akrabası olan Baki Nedim Baltacı'yı gösterdi. Yaşlı adam yanına geldi ve "Siz Akil Muhtar nasıl bir adamdı bilir misiniz" diye sordu. Baki Nedim onun Türkiye tıbbına ve tıp literatürüne katkılarını sıralarken, adam sözünü kesti: "O tamam. İnsanlık yanını bilir misiniz?" dedi. Baki Nedim bu kez filozof yanını, kitaplarını anlatıyordu ki, yaşlı Rum tekrar sözünü kesti: "Akil Muhtar İstanbul tıbbının başında olmasına rağmen yılda 8 ay adada oturur, gece yarısı bile olsa hastaların yardımına koşardı. O zamanlar Rumlar fazla olduğu için hastaların çoğu Rum'du. Akil muhtar fakir hastalardan para almaz, eğer çok fakirse, yastığının altına para koyardı. Siz bunu bilmeyebilirsiniz ama ben ölmeden bunu size anlatmayı görev bildim" dedi, her ikisinin de gözleri doldu. Akil Muhtar Özden (1877-1949), Tıbbiye Mektebi'nde başladığı öğrenimini 2. Abdülhamit'in baskısından kurtulmak için yurtdışında tamamladı, 1906'da Cenevre'de doçent oldu. 1908'de meşrutiyetle birlikte İstanbul'a çağrıldı ve Tıp Fakültesi Tedavi Kliniği'ne farmakoloji profesörü olarak atandı. Atatürk hastalandığında onun tedavisi için çaba harcayan doktorlar asındaydı. Kızılay ve Türk Ocakları'nın kurucuları arasındaydı, 1944'de Ordinaryüs oldu. Onun yazdığı farmakoloji kitabı bir klasik olarak üniversitelerin ilgili bölümlerinde hâlâ okutulmaktadır.

Kategori Adalılar
Perşembe, 01 Eylül 2011 23:42

Alexander Vallauri

İstanbul’da, Fransız kökenli Levanten bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası sarayın pastacısı idi. Vallauri 1869’da Paris’te Güzel Sanatlar Okulu’nda (Ecole Nationale Superieure des Beaux-Arts) başladığı mimarlık öğrenimini 1879’da tamamlayarak İstanbul’a döndü. Devlet ileri gelenleri ve Levanten ticaret çevresiyle ilişkisini iyi kullanarak kısa sürede İstanbul’da aranan bir mimar oldu ve önemli, büyük binalara imza attı. Karaköy’deki Osmanlı Bankası, Âsar-ı Atika Müzesi (bugün Arkeoloji Müzeleri), Beyoğlu’ndaki Cercle d’Orient Kulübü ve Pera Palas, Cağaloğlu’ndaki Düyun-ı Umumiye (bugün İstanbul Lisesi), Raimondo d’Aronco’yla birlikte yaptığı Tıbbiye-i Şahane (sonra Haydarpaşa Lisesi, bugün MÜ Tıp Fakültesi) ile Büyükada'daki Otel Prinkipo Palas (Eski Rum Yetimhanesi) bunların bazılarıdır. Vallauri, 1883’te öğretime başlayan Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi’nin binasının da mimarı olduğu gibi, açılışından başlayarak 1908’e kadar Mimari Şubesi’ni yönetti ve Fenn-i Mimari hocalığı yaparak pek çok öğrenci yetiştirdi. Kesin olarak bilinmemekle birlikte büyük olasılıkla İstanbul’da öldü.
Çarşamba, 14 Eylül 2011 23:22

Niko

Alparslan Sokak'ta otururdu.
Perşembe, 15 Eylül 2011 10:57

Ateş Evirgen

1996 yılında, ülkemizde ilk defa sualtı fotoğraf ve film ekipmanları ithalatı ve pazarlamasını yapan Promar Deniz Malzemeleri Tic. Ve Turizm A.Ş 'ni kurdu. Halen bu şirketin Yönetim Kurulu başkanlığı yanında Sualtı fotoğrafçılığını yaymak ve daha bilinçli bir sualtı toplumu oluşmasına yardımcı olmak amacıyla Sualtı Dünyası / Marine Photo dergisini hayata geçirdi. Bugüne kadar 110 sayısı yayımlanan dergi 111 sayıdan itibaren on-line olarak yayın hayatını sürdürmektedir. Galapagos, Kuzey Kutbu, Güney Kutbu, Maldivler, Endonezya, Kızıldeniz, Mikronezya gibi dünyanın birçok dalış bölgelerinde dalışlar yaparak sualtı fotoğrafları çekti.

Bir çok kuruluşun ve derneğin karma sergilerine fotoğraf vermesi yanında 1992 yılında İstanbul'da 1993 yılında da Bursa'da iki kişisel sualtı fotoğrafları sergisi açtı. 1992 yılındaki sergi ülkemizdeki ilk kişisel sualtı fotoğrafları sergisidir.

Kategori Adalı Ressamlar
Cuma, 16 Eylül 2011 13:34

Halit Fahri Ozansoy

Bir süre Büyükada Maden’de yaşayan ve adaları şiirlerine konu edinen Halit Fahri Ozansoy Ada Akşamları şiirinde Ada’da biten bir yaz mevsimi için yaşanan üzüntüyü dile getirmektedir.
Perşembe, 15 Eylül 2011 10:03

Vedat Kosal

Cumartesi, 17 Eylül 2011 00:16

Artin Akdeniz

Horoz Reis'in babası.
Perşembe, 15 Eylül 2011 11:16

Emre Zeytinoğlu

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde öğretim üyesidir. Açtığı sergilerin yanısıra, çeşitli dergilerde sanat yazıları yayımlamaktadır. Ali Akay ile birlikte yazdığı Pisuarın Bir Dekonstrüksiyonu (uruart Sanat Galerileri, 1994), Kavramın Sınırlarında (Bağlam Yayınları, 1998) adlı iki kitabı bulunmaktadır.
Kategori Adalı Ressamlar
Sayfa 1 / 16
Buradasınız: Home Adalar Büyükada